hikaye - sadece bir an - Blogcu



sadece bir an

8/5/2007 - gözlerimden çok yaramı sevdim

Kategori: hikaye

 

 

 

ZLERiMDEN COK YARAMI SEVDiM

 

Kalplerinde ask isaretiyle dogar kimileri...

Yeryuzune gonul indiremez onlar... Hayati ve insanlari anlarlar,

hayata ve insanlara merhamet duyarlar,

ama hayatin ve onun icindeki insanlarin yasadiklari gibi yasamazlar.

           Ask isareti ile doganlar yasarken dunyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar askin disinda hicbir sey avutmaz onlari, teselli etmez...Gonullu surgundur onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir isiktan kopup gelmislerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri isiga inanclari ne kadar buyukse,iclerinde ki aci da o kadar derindir...Bu aci hatirlatir onlara kopup geldikleri yeri...Bu aci hatirlatir onlara kim olduklarini ve niye varolduklarini...

           Kalplerinde ask isaretiyle dogsa da bazi gunler yorulur insan karsiliksiz sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dedigi yaninda degildir,bilir...Bazi gunler insan soluksuz kalir,icindeki sevgili olmasa bile karsisindakine deliler gibi sarilir...O olmadigini bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarilir... nsan soluksuz kalmaya gorsun,sevgili diye butun yanlislarina,butun kacislarina, kendine yaptigi ihanetlere sarilir... nsan bir kere icindeki asktan umudunu kesmeye gorsun,her sey olmak,her yere yetismek icin bu hayat duser.. .Her sey oldugunu,her yere yetistigini sandigi anda,ortada kendisi yoktur artik...Kaybolmusluga cok yakindir...Kopup geldigi isiga inanci azalmistir...Daha az aci cekiyordur artik...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o isigi aci cekerek ozledigi gunlerden...

           Soluksuz kaldigim kendime bile sakladigim gunlerden bir gundu...Kaybolmusluga yakindim... cimdeki aci hizla eksiliyordu... sik soluyordu,soluyordu tipki sesim gibi...Soluyordu icimdeki ask isareti gibi...Oylesine kaybolmustum ki bulamiyordum artik icimde neyi yitirdigimi,neyi kirlettigimi...Oyle uzaklasmistim ki kendimden,kendimi bulmak icin birine ihtiyacim vardi...

           Onunla nerede ve nasil tanistigimiz onemli degil....Gercekten degil...Kaybolmus insanlar birbirini cabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzlugu cagiriyor...

           Konusmaya susamistik...Sanki ikimizde dilini,kulturunu bilmedigimiz uzak ulkelerden henuz donmus gibiydik bu ulkeye...Oysa boyle bir sey yoktu...Hep buradaydik...Hep o isigimizdan kayboldugumuz yerde...O isigi orada birakip bu dunyaya,bu hayata gonul indirdigimiz,her sey ve her yerde oldugumuzu sandigimiz yerde...Hep o soluksuz kaldigimiz yerde...Daha vakit var,o isiga sonra donerim, dedigimiz bu yerdeydik ikimizde...
Belki ayni gece,belki yillar boyunca konustugumuz yerden bana geldik...susuz ve yorgun...Yasamaya kopekler gibi ac,ama olume dunden razi...
Bana geldik...Belki icimizdeki aciyi avutur,koptugumuz isigi ikna eder,biraz olsun hic yasamamis,hicbir sey bilmiyormus gibi yapar,icimizden bir omur calar,yitirdigimiz ve anlayamadigimiz ne varsa uzakta birakir,buradan,bu hayattan yolumuza devam ederiz,sanmaya geldik...
ctik,simardik,agladik,hayati ozledik,ciglik attik;ardimizda biraktigimiz ve bir kez olsun sahiden donup bakmadigimiz onca kiril kalp,onca vazgecis,onca erteleyis,onca unutus bir gecede bagislanir sandik...

           Ama olmadi...Bunu ilk ve son kez sevisirken anladik...Birbirimizin ciplak bedenlerine dokundugumuzda...Ayni anda,belki de pes pese,derinden,cok derinden oksuz kalan bir cocuk gibi kesik kesik aglamaya basladik...Engel olmaya calissak da,yine de kahredici bir hoslugu vardi bu aglayisin icimizde...Bu hayatta sevgili olarak birlikte gidecek bir yerimiz yoktu...Gecmisimiz bizi geri cagiriyordu...Gidecek bir yerimiz yoktu,ama kaybolmamistik...Bu yuzden kahredici bir boslugu vardi goz yaslarimizin...
Sonra sabah oldu...Sonra aci ve ozlemin yerini utangac bir bosluk aldi...Butun o eksik hazlarin yerini derin bir sucluluk duygusu aldi...

           Sonra o gitti,yaramda hic unutamayacagim bir urperti birakarak gitti...Yaram ki,kimse onun kadar beni anlayamaz,yaram ki onun kadar kimse beni sevemez...Gozlerimden cok icimdeki yarami sevdim ben...Cunku ondan baska kimse bana beni gosteremedi...Herkese,ama herkese yalan soyledim,ama bir tek o biliyordu hepsini...Bir tek o gordu beni kendimi aldatirken...Onu unutmaya cok calistim...Yok saymaya...Hayat diye icine girmedigim akvaryum kalmadi...Her mevsim mutluluk modaydi...O akvaryumlarin icinde mutluymusum gibi yaptim...Yarami unutup herkes ne yapiyorsa onu yapmaya calistim...Akvaryumun icinde,herkes gibi camlarin disinda bir yeri ozledim...Bana ait olmayan bir hayatta,hicbir ortak yanim olmayan insanlarla akvaryumun disini ozledim...Yarami unutup,neyi ozlediklerini bilmeyen insanlarin ozleyislerini sevdim...Bilmiyorum,belki bunu da kendi yarami unutmak icim yaptim hep...Anladim ki,nereye gitsem sonunda yarama donuyorum...Ne yapsam,ne etsem dondugum tek yer yine o eski kalbim...Butun o oyunlardan bana kalan o eski yadigar...Ne kadar sevse de insan,tukenip,yoruldugu bir saat var...Herkesin bencil bir omru var... ste en cok o zaman hatirlarim o eski kalbimi,onca insana kendimden oc alircasina dagittigim kalbimi,cok sevdigim bir yabanci gibi hatirlarim...Mahcup bir ozlemle cagiririm onu dagittigim yerlerden;hayatlardan,yorgun ve bencil sevgilerden... Utanarak...Sanki kendi kalbimi geri cagirmak bir sucmus gibi cagiririm...Guzellik ve soyluluk saklidir o kalpte...Kalbimdeki kimsesiz kalmis guzellige ve soyluluga vurgunumdur ben...Onu her arzulayisimda karsima Tanri cikar...Beni boyle eksik,boyle yarim,boyle susuz,boyle bir basina O birakmistir...Tanri vardir ve benim bu sonsuz susuzlugum ondandir...

Bu susuzlugu hissettigim andan beridir hayattan korkmamayi ogrendim...Kime dokunsam Tanri'ya sonsuz bir yakaris;kime dokunsam o buyuk kopusun sancisiydi;kime dokunsam kendimdeki ilk agriya dokunus gibiydi...Kime dokunsam eksik,ve yanlis bir Tanri'ya dokunmak gibiydi...

           Tanri'yi unutmak,icimdeki aski unutmak gibidir bazen...Boyle zamanlarda kalkip giden her seyin pesine takilirim...Butun zamanlarin,butun trenlerin,butun vaatlerin ve hizlarin arkasindan giderim... Farkli olmak adina,kendim olmak adina,herkes gibi olmak adina kosarim giden her seyin ardindan... cimdeki Tanri'yi,icimdeki aski soluksuz,kimsesiz birakarak kosarak giderim her seyin ardindan...Kendimi hatirlamamak icin her animi,her dakikami tika basa bu hayatla doldururum... icimdeki aski,icimdeki susuzlugu unutabilmek icin bir projeye,bir yaz boz tahtasina donustururum kendimi...Her yerde ve herkesle olmak icin kendimi boslukta bir yerde yeniden yaratmaya calisirim...Herkesle ve her yerde olmak icin,beni her yere bir an once yetismek icin,kendime bana ait olmayan bir kalp,bir yuz alip kimsenin bilmedigi,ugramadigi bir bosluga yerlesirim... Herkes ve her sey olmaz icin,beni cagirdiklari her yerde olmak icin bu boslukta yasadim kimsesiz,bu boslukta yuzume carpan kapilar,bu boslukta hizlandikca geciktigim,bu boslukta cirpindikca yitirdigim her sey bana asksiz gecen yillarimi hatirlatir...Bana Tanri'siz omrumu,yuzumden yoksun gecen anlarimi hatirlatir...Boyle zamanlarda defalarca cigneyip gecerim kendimi...Verdigim sozleri,ettigim yeminleri...Atarim kendimi herkesin ortasina...Gizlerimi atarim hoyrat gozlerin onune...Once ben baslarim kendimi yagmalamaya...O guvenmedigim hayati ve zamani yanima alarak gizledigim ne varsa ortaya dokerek...Oc alircasina kendimden...Dokerim her seyi ortaya... Herkesin kendinden kurtulmak icin kiskirttigi yurtsuz ve kimsesiz bir gece icin...

           Boylesi gecelerde herkes o eski yarasina haksizlik etmistir;boylesi gecelerin sabahinda herkes ezbere ve cabuk cabuk konusur ve kimse kimsenin gozlerine korkusuzca bakmaz...Herkes bir an once,eksik ve yanlis da olsa bir gece onceki omrune donmek ister...Herkes susuz biraktigi o eski kalbine donmek ister...

           Bunlari bilince,bunlari hissederek yasayinca kimseye kizamiyor insan...Ofke donup dolasip geliyor yine icte patliyor... cimde patliyor...Cunku kime kizip,kimi lanetlesem en sonunda onu icimde buluyorum...Sucladigim herkeste biraz ben varim...Kimi yargilasam elimde kani var...Kime baglansam onda haksizlik ettigim omrum ,susuz biraktigim Tanri'm var...Kime kosup sarilsam onda kollari bagli erdemim var...Baskalarini yargiladikca kendini tutsak eden,baskalarini kucumsedikce kuculen sevgim var...Oysa ne yapsam o yurtsuz gecem,susuz biraktigim askim beni hic unutmaz...Sorar hesabini...Defalarca gidip gelerek omrumden,kimlerdi,diye sorar o kanayan yuz bana,kimdi butun gece onda yargiladiklarin... tildigim ve sigindigim yuzumden tek bir yanit cikar,tek bir ses...O ses der ki,butun gece yargiladiklarin aslinda sensin...Bilirsin ki o issiz gecede bunu sana soyleyen senin sesindir...Sahibini ancak bu issiz gecede bulmustur... cinde soluksuz biraktigin Tanri'nin sesi,icinde oyle kimsesiz,oyle kanlar icinde biraktigin sahipsiz yuzunun sesidir...Ne olur sus ve ofkelenme der bu ses bana...Boyun eg bu sese...Kabullen onu...Bir kez olsun kendi sesinin onunde egil der...Bir kez olsun kulak ver ona...Kulak ver ona,onun neleri yitirdigini,neleri sonsuza dek kaybettigini bir kez olsun anlarin agzindan duy...Yuzunden akan kani bir kez olsun op...Sadece gozyasi degil onlar...Dokun onlara,dokun kendi kanina,yitirdigin ve ozlemini cektigin her seyi kendi kaninda bulacaksin...Orada butun yargiladiklarin var...Orada reddettigin butun omrun var...Bu hayattan tiksinip lanetledigin ne varsa,hepsi kaninda sakli...Seni terk edip ihmal edenler,seni bir turlu anlamak istemeyenler,seni yargilayip disarida birakanlar orada...Orada,seni deliler gibi sevenler ve senin icine bir turlu giremeyenler...Ne olur bir kes olsun onca insana dagittigin kendini geriye cagir...Ne olur bir kez olsun anla,omrunden daha uzaga gidemezsin...Onca yil susuz biraktigin Tanri'ndan daha uzaga gidemezsin...Ne olur anla,onca yil kimsesiz biraktigin yuzunden daha uzaga gidemezsin...Ne olur bir kez olsun anla,yarini yok sayarak hicbir yere gidemezsin...

           Yasamak ne ki,hem kendini,hem sevdiklerini durmaksizin kimsesiz birakmak degil?..Yasamak yuzunu onca yemine ragmen ortada birakmak degil mi?Yasamak her gittigin yerde biraktigin yuzleri kanayarak ozlemek degil mi?..

          Yasamak,icindeki o sonsuz ve tesellisiz acinin tesellisini bu hayatta aramak degil mi?..
Bu hayatin ne yengisi,ne yenilgisi teselli etti beni...Ne zaman kazandim,ne zaman,artik kurtuldum,desem,daha derin bir bosluk acildi onume...Bu hayatin kurallariyla ne zaman ciksam yola,kazandikca kaybettim,yukseldikce alcaldim...Ne aklimdan kurtuldum,ne delirdim...
cimdeki erdem oylesine soluksuz kalmisti ki,ne zaman askin bir guzellik gorsem erteledigim hayatim gelirdi aklima... cimdeki erdemi suc ve gunahla sinamaya gec baslamistim cunku...
Cunku ne zaman yasadisi bir gece yasasam anlamsizca ve kimsesiz bir aglayis gelirdi icimden...
Ne zaman beni bana hissettiren birine sarilsam;cok uzaktan,cok eski bir duygu bana ragmen,bana inat yanimdan gecip giderdi...Kimi sevsem hic olmadigi kadar yalnizlasirdi...Kimi sevsem butun o yanlis hayatim gizlendigi yerden cikip gelirdi...Kimi anlamaya calissam hayatimin boslugu carpardi yuzume...Kime elimi uzatsam o unutulmus omrumle karsilasirdim...
Kendimi daha fazla ne kadar tuketebilirdim...Kime sarilsam verip de tutamadigim sozler cikardi karsima...

           insan her sabah dogan gunesten utanir... nsan er ya da gec gelen mevsimlerden utanir...
           insan onca yil susuz biraktigi Tanri'sindan utanir...
           insan bunca isarete,bunca ozleme ragmen bir turlu gidemedigi yerden utanir...
           insan yalan bir hayattan onca yil bir kurtulus bekledigine utanir...

 

Cezmi Ersoz

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/5/2007 - biliyorum bu yara hiç kapanmayacak

Kategori: hikaye

 

 

BİLİYORUM BU YARA HİÇ KAPANMAYACAK

 

Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…

Cevap versen bile,

öyle yorgun öyle isteksiz çıkacak ki sesin,

 bir küfür gibi…
Sevmeyeceksin beni…

Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.

O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma atlar gibi sevdalanışımdan…
Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe uyandırdın beni;

 uyandırdın ve kaçtın…
Çünkü sen de benim gibiydin;

sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.

Sana acı çektireni…

Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı,

çıkınca seninle bir küfür gibi konuşanı sevdin…

Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
Beni sevmeyecektin biliyorum ama…

Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini sevmeye…

Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı çekmeye,

kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki,

seni tanır tanımaz çözüldüm…
Sana da olmuştur…

Öylesine susamışsındır ki sevilmeye,

kendin gibi birini bulunca tutamaz kendini,

 herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir telaşla söylersin…
Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…

Ama yine de engelleyemezsin
kendini tutamazsın.
Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…

Üstelik bunu anladıkca daha da batırmak istersin kendini…

Biraz daha zor duruma düşürmek…
Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…

Sanki bile isteye kendi mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…

Kendinden gizli bir öç alır gibi.
Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…

Sanki hiç sevilmek istemiyormuş gibi…
Bir tür gurur muydu bu?
Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan,

kendi ellerimizle onu yok etmek,

bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.

Tam karşımda oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.

Şizofren olduğunu biliyordu.

Biliyordu iyileşemiyeceğini…

İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra avucunu açıyor;

Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı diyor,

 kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.

Görgü kitabı
masanın üstünde dururdu hep.
Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.

Yemeğe nasıl oturulacak..

çorba nasıl içilir?

Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…

Balık nasıl yenir?

Peçete nasıl katlanır…

Sinemada nasıl oturulur…
Ben de eskiden senin gibi saftım.

İnanırdım bu dünyada bile şölenler olacağına…

Bu dünyada anne, baba, kardeşler,

bir sofrada lekesiz bir mutluluk yaşayabilirler diye inanırdım…

O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen inanırdım…
Önce dilediğim gibi başlardı herşey.

Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…

Sonra birden hiç beklenmedik bişey olur,

biri ağlayarak odaya kaçardı…

İçerden, arka odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi;

 bıktım artık, bıktım, usandım
hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
Ben de senin gibi saftım o zamanlar…

Gidilecek neresi var dı ki derdim…

İşte hep birlikteyiz…

Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
Sonraları çok sonraları anladım.

Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
araya gelmişiz tesadüften de öte…

Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç istemeden,

nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
Evet cok geç anladım…
Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız,

üzüntüsüz bir pazar sofrası özlerken, aslında herkes…

annem, babam, kardeşim o evden uzaklara,

hiç dönmemek üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
Dünyanın en mutsuz otogarı…

Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim evimiz…

Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip,

 bir türlü gidemeyenlerin
sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere gidemiyordu…

Birbirimize duyduğumuz sevgi,

 aynı zamanda bizi birbirimize düşman ediyordu…
Hem biz, bizim aile…

Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar gibiydik…
Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken,

içimizde yükselmesine bir türlü
engel olamadığımız o felaket duygusu…
Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
Sana ya da kardeşine…

Tesadüfen dünyaya geldiğinizi

Beklenmedik bir misafir olduğunuzu! …

Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
Sizin için…

Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten sonra…
Senin de ailen benimki gibiydi…

Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
her şeye…
Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
kaybetmiş gibisin hep…
Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız kadınlarda…
Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın

hayaletini arıyorsun imkansız erkeklerde…
Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…

Ne acıki, hep bizi
incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara…

Çıksa bile küfür
gibi konuşanlara sevdalanacağız…
Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
hayaletisin…

Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…

Aklı başında, mazbut insan rolünü
oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…

Hepsi yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…

Düşleri çok garipti…

En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde;

okyanusları aşmayı ve başka
kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
Bir kere çözüldüm sana…

Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.

Tıpkı benim gibi…
Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…

Öyle özledimki kendim gibi
biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
Yine aradım seni yoksun…

Beni de birileri arıyor…

Beni de kendi gibi birini
sevmeyi özleyenler arıyor…

Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi özleyen birileri arıyor.
Hiç cevap vermiyorum…

BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM…
Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.

Ama seni de biri
yok ediyor…
Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
Ben birilerini, o birileri başkalarını.

Sen beni…

Seni bir başkası…
Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…

Seni biri sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
Hiç kapanmayacak!

Avuçların hep boşluğa kapanacak.

Tıpkı o şizofren genç
gibi…

Cezmi Ersöz

 

 

 

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/5/2007 - sensizim ötesi var mı?

Kategori: hikaye

 

 

Sensizim Ötesi Var mı?

Tıpkı benim gibi kimsesiz mektuplar biriktiriyorum sana defterlerimde... Hepsi de sahipsiz, hepsinin boynu bükük. Kime yazıldıkları apaçık belli olsa da, adın daha ilk satırda anlaşılsa da; senin bunlardan haberin yok ne fayda...
Sana yazıyorum; sen hiç bilmesen de haftalardır, aylardır, yıllardır ben hep sana yazıyorum.. Sensiz kaldığım o ilk günden beri bu içinde yaşadığım derin boşluk mahvediyor beni.. Sevgisizlikten ölüyorum! Öylesi muhtacım saçımı okşayacak bir ele. Hep yalnızım ben.. Hiçbir şey değişmedi. Sen varken herşeyim sensin, senden başka hiçkimsem yok derdim sana; doğruydu! Sen artık yoksun ama hala çok şey değişmedi; hala herşeyim sensin, sadece ben sensizim...
Kısacık ömürlere bu kadar acı nasıl sığabiliyor diye düşünüyorum bazen... İnsan bu yaşında nasıl olup ta bu kadar yalnız kalabiliyor? Ben nerede yanlış yaptım diye düşünüyorum sık sık. Hiçbir karşılık beklemeden sevmek, sevgim için herşeyden ve hatta kendimden bile vazgeçmek miydi suçum? diye soruyorum kendime..
Bu dünyada böyle sevilmeye değebilecek kimse yok muydu gerçekten? Hayır! İşte buna inanmıyorum. Sen vardın bu dünyada herşeyin en güzeline, sevginin en delisine layık olan... Artık yoksun ama değişen bir şey yok; hala uğrunda seve seve canımı verebileceğimsin... Peki ben hayatım boyunca bir kez olsun gerçekten sevilip, mutlu olamayacak kadar kötü müydüm? Herkes doğru, bir ben mi yanlıştım bu dünyada? Değildim belki ama, hayat bana hep öyleymişim gibi davrandı!
Bilmiyorum, benim de değerini bilemediğim şeyler, geri çevirdiğim fırsatlar olmuştur belki ama; ben hep gerçek mutluluğun ve sonsuz aşkın peşinde oldum. Sonsuz aşkı sende buldum ama mutlu olamadım! Tanrı insana istediği herşeyi vermezmiş şu hayatta. Kimine fazlasıyla mutluluk, kimine ise mutluluğun anahtarı olduğuna inanılan para.. Oysa benim mutluluğum her zaman paranın satın alamayacağı değerlerde gizliydi. Mutluluk benim için sendin! Peki ne oldu sonunda?
Seni; hayatımın ışığını, ömrümün ilk ve son baharını kaybettim.. Neden? Kader miydi bu da? Tıpkı diğer mutsuzluklarım ve acılarım gibi bu da mı kaderdi? Nasıl bir kaderim var benim? Yüzümü yıllardır güldürmeyen, yüreğimden acıyı, gözlerimden yaşı eksik etmeyen nasıl bir kaderim var?
Eğer başıma gelen tüm acılar gibi bu ayrılık da bana revaysa sevgilim, eğer ben bunu hakediyorsam sana göre; o zaman diyecek hiçbir sözüm, hiçbir itirazım yok.. Zulümüne de razıyım, ölümüne de.. Nasılsa alıştım yıllardır bir başıma, sevgisiz yaşamaya. Sens,zliğe belki asla alışamam ama, gün gelir alışırım bu acıyla da yaşamaya..
Hayat zaten bana hep yalan söyledi! Benim düşlediklerim, masallarda dinlediklerim böyle değildi. Hoşçakal masal prensim, çocukluğuma dair tek gerçeğim;
Mutlu ol, mutlu kal...

Şaziye Öztinen

 

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/5/2007 - ilk aşkım ilk sevdiğim sendin

Kategori: hikaye

 

 

İlk Aşkım İlk Sevdiğim Sendin

Maziye zincirlenmişti birzamanlar kaderim. Kalbime de zincir vurulmuştu sanki. Fırtınalar hep içimde dolmayan bir boşluk ise benimleydi hep. Suna'nın gözyaşları durmadan akıyordu. Oturmuştu bir banka, gelene geçene aldırmıyordu hiç. Biraz evvel bir holding binasından çıkmıştı. İlk aşkı, ilk sevdiği birzamanlar komşusunun oğlu olan Ahmet'i ziyarete gelmişti. Senelerdir görmemişti onu. Öyle bunalımdaydı ki.. Yeni eşinden ayrılmış sanki bir iki laf edecek birini aramış ve Ahmet' i görmeye gelmişti. Sevinçle girdiği yerden ağlayarak çıkmıştı. Ahmet'in bir sene önce öldüğünü öğrenmişti.
Oysa lisede birlikte okurken üniversiteyi bitirip evleneceklerini söylüyorlardı birbirlerine.
--Bu ağaç bizim olsun Ahmet
--Tamam canım
Hemen kalemini çıkarıp ağaca bir kalp çizmiş ve içine isimlerini yazmıştı Ahmet.
Düşüncelere dalmıştı Suna. Apartopar banktan kalktı. Edinekapı Mezarlığına
gitti. Ahmet'i görememişti ama mezarına gidecekti. Bulacağına inanıyordu. Arkadaşları tarif etmişti.
Mezarlığın kapısında ki çiçekçiden, ençok sevdiği, birzamanlar sevdiğinin verdiği kırmızı gülleri aldı. Kapıda ki görevliye sordu. Birlikte aramaya başladılar.
İçinden durmadan
--Hadi Ahmet neredeysen bulayım diye dua ediyordu.
Sonunda buldu mezarı
--Ben kapıyı boş bırakamam hanfendi.
--Tamam siz gidin dedi Suna.
--Ahmet ben geldim.
Gözyaşları durmuyordu.
--Bak canım sana kırmızı güller getirdim. Birzamanlar sen alırdın hep bana.
Şimdi ben senin için aldım.
--Nekadar seviyorduk birbirimizi. Neden ayrıldık biz. Mutlu olacaktık oysa..
Nişan yüzüklerimizi bile almıştın. Gençlik işte mantıklı düşünemiyor ki insan.
Hem ağlıyor hem konuşuyordu Suna.
Evliliğinde çok acılar çektirmişti eşi. Devamlı aldatıyor ve manevi işkenceler yapıyordu. Sonunda dayanamayıp kızını da alıp annesinin yanına gitmişti. Aslında Ahmet'ten bir beklentisi yoktu. Çünki Ahmet'te evli ve iki kızı vardı. Yalnızca arkadaş olarak görmeye gitmişti. Trafik kazasında öldüğünü öğrenmesi onu geçmişe götürmüştü.
--Hani hatırlıyormusun canım pencereden işaretleşir önce sen çıkardın dışarı. Sonra da ben çıkardım. Önceleri kimse anlamasın diye. Otururduk çay bahçesinde.. çok güzel sohbetlerimiz olurdu. Nezaman iş ciddiye bindi. Evlenme kararı aldık. O yengen yok mu. Bizi ayırmak için yapmadığı kalmadı.
Ve bizi ayırdı. Belki sen de mutlu olamadın eşinle. Bense hiç olmadım. Bazen seni düşünürdüm. Seninle evli olsaydım mutlu olurdum. Sen beni anlıyan sevgi dolu biriydin.
Yine gözlerinde ki yaşlar sicim gibi iniyordu Suna'nın. Keşke bugün hiç uğramasaydım. İçimde ki aşk kırıntıları kalsaydı yerinde. Ama mazimin saf ve temiz aşkı köz gibi yanacak bundan sonra içimde.
Elinde ki gülleri mezarın toprağına tek tek bıraktı.
--Bundan sonra hep güllerle geleceğim. Mekânın cennet olsun Ahmet
Birzamanlar aşık olduğu deliler gibi sevdiği arkadaşını, gözü yaşlı olarak bıraktı. Hayat herzaman süprizlerle doluydu. Bazen böyle acı süprizler de insanın karşısına çıkabiliyordu.

Menekşe Gülay

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/4/2007 - sevgimi kağıt sandala yükledim

Kategori: hikaye

 

 

Sevgimi Kağıt Sandala Yükledim

 


Gidiyorsun biliyorum. Küçük ve kırık adımlarla uzaklaşıyorsun yanımdan. Ürkek bir keçi yavrusu kadar sessiz, gidiyorsun. "Kaçar gibisin" diyesim geliyor. Gözlerinde yabancısı olduğum, tanımlayamadığım karartılar dolaşıyor.Buğulu bakıyorsun. Daha önce hiç duymadığım kelimelerle, senin olmayan cümlelerle konuşuyorsun. Anlayamıyorum. Sana benzemiyorsun uzun zamandır. Yeni ve tedirginsin. Hangi ağacın, hangi dalında daha güvende olacağını bilemeyen bir saka kuşu kadar cılız darbelerin.

Uçamıyorsun.

Böylesin. Ne söyleyebilirim ki.... Kendi seçimin...

Kendi doğrun...

Öyle olsun... Git....

Git, dünyanın bütün ağaçlarının gölgesinde tek başına otur. Kimselerin bilmediği şarkılar söyle, sesine başka sesler katılmasın. Yanı başına düşen yaprağa aldırma, gagasıyla avucunu tıkırdatan kavuniçi kanatlı kuşa kırıntı atma, göle taş atma....

Yapabilirsen yap bunları..... Değiş... Ne istiyorsan öyle olsun.

Rüyalarını kimseye anlatma, kimselere endişelenme.

Dağ yamaçlarının, adını bilmediğin sessiz çiçekleri hep "adını bilmediğin çiçekler" olarak kalsın. Kitap sayfaları arasına papatya koyma, kurutma, gün gelip kimselere kuru çiçeklerle tazelenen sevgiler uzatma. Bunu hayalini bile kurma.

Küçük sürprizler düşünme sözgelimi. Bir balık kadar sessiz ol. Tanrı kadar yalnız.

Senin yaşamın, ne söyleyebilirim.

"Geçecek" demekten, beklemekten başka ne gelir elimden. Sabrederim.

Umutlanırım. Kendimi oyalarım. Yalnız kalmak istiyorsan buna bir şey diyemem.

Ama ben ne olacağım?

Kimsesiz kalacağım. İşte söylüyorum sana. Sözümün içinde bir yerlere koy.

Sakla.

Ve inan.

Çekip gideceksin, bunu anladım. Hatta belki "gittin" bile. Ben yeni yeni anlıyorum. En son ne zaman bakmıştın gözlerime ve en son ne zaman göz bebeklerimiz karışmıştı birbirine.

Ah dilimin ucuna neler geliyor! Söylemekten ürküyorum. Sana olacakları, düşünüyorum,
ürküyorum. Bana olacakları düşünüyorum... İşin içinden çıkamıyorum. Buna değer mi diyorum... Değmez, biliyorum.

Çünkü biliyorum. Çekip gitmek insanı nasıl yaralar biliyorum. Nasıl yalnız ve kimsesiz kalıyor insan. Nasıl gecelerin karası yüreğini sıvıyor, nasıl gözlerine mil çekiliyor biliyorum.

Şimdi yüreğime çöreklenmiş acının her zerresini yeniden tadarak gidişini seyrediyorum.

Üstüne "seviyorum" yazdığım bir kağıttan sandal yapıyor, dereye bırakıyorum.

İster yüzsün, ister batsın, ister bir çalıya takılsın o kağıt sandal hep derenin bir yerinde olacak biliyorum.

Ancak böyle rahatlıyorum...

 

Bilinmiyor

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

sınırsızlığın bir başka adıdır aşk...

Kategoriler

Arkadaşlarım

Özkan Özdemir
7222598
hulos
gece38
myrina
mansur
boti
ramazanyavuz
mzffer
beyazatliprens
yuregimnereye
deron
karsinojen
gizemliyol
Aydin MERT
deadeye
yagmurtuana
mecnun1965
alper olgay
sevemedimkaragozlum82
sakliisyanlar
romantikmeyhane
crnceren
dangel
iyilikmelegi77
karicgiyim
ogretmeninnotdefteri
daganer
yemekbulteni
ruhumdaninciler
ayhanim01
ikikelime
uğur yeşilova
gfbfth
lordoftheloneliness
cadys
benyaziyorum
masallarinmasali
sedatdj
parabende
esmidik
belesoyun
kayipdusler
yaziloji
elifsule
asumm22
siyahdusum
benimdunyam80
Kağan Ataseven
kardelen888
caspersweety
apollo041
whiterose65
geleceginyok
benyaziyorumsiyaset
satiyorumsaaattim
komancero
sosiloskop
cawangar
ozlemaslantas
cennetufirdevs
mümin aslan
belesfilm
darkbufu
Ahmet İNCE
hasan şgüzar
demir88
thegame58
1cinselyasam
sevdayamahsus
benyaziyorumflashheader
boyacicocuk
byvatanyusuf
ugurbocuuu
florajasmin



__________________________________ __________________________________ __________________________________ __________________________________ __________________________________ NE ZAMAN GÖZLERİN GELSE AKLIMA GÖZLERİM BİR YAĞMUR BULUTU TAŞIR VE GÖNLÜM YENİ BİR DERTLE TANIŞIR __________________________________ __________________________________ __________________________________ __________________________________ Free Website Counter
ilginiz için teşekkürler __________________________________ __________________________________
Google
<